I R M I Z I B U L U Z
Meryem bu köyde doğdu, onaltısına burada bastı. Önce okulu sonra halıcılık kursunu bitirdi. Sonra da görücülere mankenlik yaptı. Üzerinde yoğunlaşan bakışlar her yıl artarak sürdü; çünkü güzeldi. Altmış haneli bir köyde onun gibi çakır gözlü birisi daha yoktu. Her gencin gözü ondaydı. Gençler attıkları oklarla onu hedef yapmışlardı. Bakalım kimin oku bu ahuya isabet edecek. Bu nedenle annesi onu çeşmeye suya, bağa, bahçeye tek başına bırakmaz. Köy küçüktür; öksürsen duyulur öteki
uçtan.
Meryem onaltısında. İçinde bir kıpırdanış başlar. Bir başkaldırış belirir. Aynaları ve pencere önünü kimseyle paylaşmaz. Okuldan dönecek çocuğunu bekleyen anne gibi kendisinin de bilemediği bir duygu, bir beklenti onu hep pencere önüne çeker. Deneyimli anne, ufukta beliren rahmet bulutlarının yaklaşmakta olduğunu görür. Görür de eli varmaz kafesteki kanaryayı uçurmaya. Ama bir gün mutlaka...O gün gelende kapıyı çalan el elbet boş dönmeyecektir.
Köyün kadınlarının çoğu tarlaya nohut yolmaya giderler. İyi iş, parası tatlı. Meryem?in annesi de imrenir; kız, üç,beş ne getirirse hora geçer, kız çeyiz ister. Anne , kızı işçibaşı Zehrana?ya ( Zehra anne) teslim eder ve tenbihler ? aman göz kulak ol, bu gençler ayaklarını nereye bastıklarını bilmezler.?
Grup halinde tarlada nohut yolmak pek keyiflidir. Türküler çağrılır, şakalar yapilir, takılmalar, sataşmalar, kurabiyeli çaylar, dedi kodular...Sıcak ağustos ayında günler başka nasıl geçer.. Tepede kavurucu sıcak , yerde sıcak toprak. Bu bozkırın insanı dayanıklıdır : açlığa, susuzluğa, uykusuzlüğa, acıya, cefaya.
|